Gökten Gelen Işıktan, Yeryüzündeki ve Yeraltındaki Işıklara Selam Olsun..

10 Mart 2015 Salı

Bir Bilgelik Hikâyesi....


Paulo Coelho’dan Hayatımıza Işık Tutan Bir Bilgelik Hikâyesi

‘’Akra’da Bulunan El Yazması’’

Hiç bir dine mensup olmayan,sadece yaşadığı âna ve ‘’Moira’’ denilen bir Tanrı’ya inanan,yaşadığı yüzyıldan günümüze kadar gelen yazıtlardaki bilge sözlerin sahibi bir bilge,bir ermiş ‘’Kıpti.’’
Atina’dan ayrılıp, paranın ve maceranın peşine takılarak Kudüs’e kadar gelmiş,açlıktan perişan bir haldeyken şehrin ona kapılarını sonuna dek açması üzerine bu şehirde kalmaya karar vermiş Kıpti.Savaş meydanına toplanan halkla yaptığı konuşmanın ,soru-cevap şeklindeki münâzaranın yazılı kitâbelere geçirilmiş hâlini okuyoruz bu kitapta.

Kıpti’ye göre savaş zamanı yapılan bu konuşma,genel olarak mevcut durumun ortadan kaldırmasına değil,günlük hayattaki akışın düzenlemesine ve anlaşılmasına yönelik bir konuşma.Çünkü O’na göre iyi ve kötü yaşanacak ne varsa bir günlük zaman dilimi içerisinde karşımıza çıkar.Ve bu akış hep değişir.

Yarından itibaren ,şu anda etrafımızda gördüğümüz âhenk ,âhenksizliğe dönüşecek,barışın yerini savaş alacak ve bu ne zamana kadar sürecek,bilemiyoruz.

Etrafı bir sessizlik sardı, kimse orada ne yapacağımızı,ne için bulunduğumuzu kestiremiyordu.

Bir süre sessizliğin tadını çıkaran Kıpti,daha sonra sessizliğini bozarak konuşmaya başladı:

Şehrimizi talan edebilirler ama burada öğrendiklerimizi silemezler.Bu yüzden ilmimizin,bildiklerimizin evlerimizle,surlarımızla birlikte burada yok olup gitmesine izin veremeyiz.

Okuma yazma bilenler,bildiklerini yazarak,yazma bilmeyenler ise kulaktan kulağa sözle ileterek bildiklerini gelecek yüzyıllara aktaracaklar.

Ancak böyle yaparsanız Kudüs’ün ruhu bâki kalır,der Kıpti.

Ben burada gündelik yaşamda karşılaşacağımız güçlüklerden bahsedeceğim size,gerisini tarih yazacaktır ancak ve ancak.

Şimdi sırasıyla halkın sorduğu sorulara Kıpti’nin verdiği cevapları inceleyeceğiz,ve insanlığın varoluşundan beri,aslında tek bir döngünün,tek bir ilahi gerçekliğin etrafımızı sardığını hissedeceğiz.

Gerçek tektir aslında,sadece bizlerin algılayış ve yorumlayış çeşidi farklıdır.

YENİLGİ NEDİR ?
’Bize yenilgiden bahset Kıpti..’’

Kışın soğuktan yere düşen bir yaprak,soğuğa mağlup sayılır mı ?

Bir dağa tırmanma çabasında olan bir sporcu,dağa tırmanma günü geldiğinde ,esen sert rüzgâra karşı direnemeyeceği için tırmanmaktan vazgeçerse,bu onun yenilgisi midir ?

Ya ilk aşkında hüsrana uğramış bir genç,aşktan tamamen vazgeçebilir ki?

Kıpti’ye göre doğada galibiyet ve mağlubiyet yoktur.Sadece devinim vardır.

Kaybettiğimizi sandığımız her şey,vakti zamanı gelince ait olduğu yere geri döner.

Önemli olan galibiyet ya da mağlubiyet değil,içimizdeki güce olan inancımızdır.

O inanç varsa,her şey yoluna girecektir.

Önemli olan,Tanrı’nın bize olanı gösteriş biçimini algılayabilmektir.

Sadece pes edenler mağlup olur,direnenler değil.

Kayıplarımız,elde edemediklerimiz bir sonraki olaya kadar bize bilgeliği öğretmekle görevlidirler aslında.


KİMLERE MAĞLUP DENİR?

Mağluplar,başarısız olmayanlardır,der Kıpti.

Çünkü mağlubiyet,yeni bir mücadeleye giriştiğimizde son bulur.

Mağlubiyet,yürekliler içindir.Çünkü onlar kaybetmekten de kıvanç duyabilirler.

Yenilgiyi asla tatmayan insanlar mutlu ve huzurlu görünürler,ve elde etmek için en ufak bir çaba bile göstermedikleri bir hakikatin efendisi zannederler kendilerini,hepsi bu.

Asıl yenilmişlik,zafere duyulan itimatsızlıktır.Her yeniliş,yeni bir umudun ve toparlanmanın işaretçisidir aslında.
YALNIZLIK NEDİR ?

Sevgi’nin olmazsa olmazıdır yalnızlık.

Her insan bir içe dönüş yaşamalıdır,en güçlü karakterler,kendi içsel yolculuğunu başarıyla tamamlamış insanlardır.

Her insan,ruhunda keşfedilmeyi bekleyen sonsuz bir vaha bulabilir,eğer yeterince içine dönebilmişse.

İçimizde bulduğumuz zenginliklerdir bizi asıl ayakta tutan.

Hepimizin hayatımızda gerçekleştiremediğimiz umutlarımız,plânlarımız,tutkularımız mevcuttur.Kendi içsel yolculuğunu yapmış insanların ise özgürlüğü,gücü,cesareti keşfederek bu hayalleri uğruna yola çıkabilecek ve karşısına çıkabilecek her türlü zorluğa göğüs gerebilecek kudreti vardır.

Aslında hepimiz yalnızı bu dünyaya gelirken ve bu dünyadan giderken.

Yalnızlıktan korkmak,yeni bir dünya inşâ etmekten korkmak demektir aslında ,Kıpti’ye göre.

Ne kadar da doğru değil mi?Cesaretsizliklerle örülü bir kafeste yaşamaya devam etmek,kendi hayatımıza vurabileceğimiz en büyük darbedir.

Sevgi,İlahi varlığın,yalnızlıksa insanlığın özüdür.

Bunu keşfedebilen bir insan ikisini birbiriyle harmanlayarak, uyumlu ve huzurlu bir şekilde hayatına devam eder.

HİÇ BİR İŞE YARAMIYORUM…

Savaşa katılamayacağını öğrenen bir delikanlı Kıpti’ye işte böyle seslendi.

Sevgisine karşılık bulamayan insan,sevgim karşılık bulmuyor diye üzülebilir,ama gerçek sevgi er ya da geç karşılığını bulacak,kendisini hissettirecektir.

Aynı şekilde,yeteneğinin keşfedilemediğini öne süren bir başka insan da,eğer yeterince azimle ve istekle çalışırsa,günün birinde hak ettiği başarıya kavuşacaktır.

Önemli olan elimizden geleni yapmak,yani’’Sunu’’yu gerçekleştirmektir.

Herhangi bir Irmağa sorun: Hep aynı yöne akmaktan sıkıldığın,kendini faydasız ,işe yaramaz hissettiğin olmuyor mu ?

Ben bir Irmağım ve benim görevim işe yaramak değil, akmak,der Irmak.

Güzel bir çiçeğin amacı da güzel görünmektir,ve kendisi gibi benzer çiçekler yaratmak,çoğalmaktan ziyâde.

İşe yaramaya çalışma,kendin olman yeterli,der Kıpti.

Ruhun,sana gitmen gereken yolu kendisi söyleyecektir zaten.

Belki sadece içten bir gülümsemeyle bir insanın hayatını aydınlatacak,ona moral vereceksindir.Sadece kendin ol,olduğun gibi davran,gerisini hayata bırak.

Olman gereken yerde ve zamandasın sen zaten.

HAYATIMI DEĞİŞTİRMEKTEN HEP KORKTUM…
Hayatımızı değiştirmekten korkarız,çünkü elde ettiğimiz ve alıştığımız hayata sıkıca sarılmışızdır,orada güvenli olduğumuza inanırız.

Düş kurmak hepimizi mutlu eder,içinde bulunduğumuz hayattan daha farklı,daha güzel dünyalar hayal ederiz,o anda mutlu olduğumuzu hissederiz.İş gerçekten değiştirmeye geldiğinde ise cesaretimiz kırılır,korkarız.

Oysa doğru yol,doğanın yoludur.Bize değiş diyen yoldur.

Dağların değişmediğini ,hep aynı kaldığını iddia edebiliriz,oysa gerçek çok farklıdır.Dağ,her gün az da olsa değişime uğrar.Rüzgârla,yağmurla,depremle,üzerine açılan yollarla ,zaman içerisinde hep değişmektedir.Dış görünüşü sizi yanıltmasın.

Doğa bize ;’’Değiş’’,der.

Değişebilmek için gizemi sevmek gerekir.

Gizemi seversek daha cesur oluruz,daha yenilikçi oluruz.

Adımlarımızı daha kuvvetli basabiliriz böylelikle.

Eğer attığımız adım bize mutluluk veriyorsa,o yol doğru yoldur zaten.

Olacaklardan korkmamak gerekir, çünkü bizler bir güç tarafından hep korunuyoruz zaten.Cesaretle adım atabilmeliyiz bu yüzden.

Maceraya atılmak yerine ,cesaretsiz ama monoton bir hayatı seçenler,vaktinden önce ölürler.

Ruhları çürür çünkü.
GÜZELLİK NEDİR ?
Kıpti’ye göre,’’Önemli olan iç güzelliğidir’’ inanışı yanlıştır.Çünkü kişi,içindeki güzelliği bakışıyla,duruşuyla,zerafetiyle dışarıya yansıtan bir aynadır.Dış güzellik,iç güzelliğin görünen kısmıdır.

Gözler ruhun aynasıdır ve gözler ışıldıyorsa eğer, insan güzel görünebilir ancak.
Kıyafet,saç,makyaj sadece süsüdür kişinin.
Güzellik yaratılan her şeyde mevcuttur,ama insanlar ne hoşsun denilen kişilere özendikleri,onlar gibi olmaya çalıştıkları için İlâhi Güç’ten uzaklaşmaya başlarlar.
Olmadıkları birisi gibi görünmeye çalışmak önce kendine ihânet etmek anlamına gelir.
Her canlı,aslını yansıtabildiği ölçüde güzeldir,Kıpti’ye göre.
Bi yılanı gördüğümüzde,’’Ben dimdik ayaktayım ama bu hayvan yerlerde sürünüyor,demeyiz.Onun ne kadar tehlikeli,ya da güçlü bir hayvan olduğunu düşünürüz.
Bize çölleri,vahaalrı aştıran deve için,ne yamuk yumuk,eğri büğrü hayvan demeyiz.
Ne kadar güçlü,ne kadar faydalı bir hayvan bu deve deriz.Onu yaptığı iş ile överiz.
Sevgi kapımı çalmadığına göre,ben güzel biri değilim diyenler de çok yanlış yargıdadırlar.
Sevgi sadece özgürlük ister,tamamlanmak ister.
Eğer siz sevgiye hazır değilseniz,kapınızı çalsa da ,asla onu kucaklayamazsınız ki?

HANGİ YÖNE GİTMELİYİM ?
Yaşam da tıpkı Güneş gibidir,her yöne ışığını yayar.

İçimizdeki arzuları,hayalleri ve tutkuları gerçekliğe kavuşturabilmek için doğru zamanda adım atmayı bilmeliyiz.

İçimizdeki ışığı yakmazsak,hiç bir isteğimize kavuşamayız çünkü.

Gereksinimimiz olan kutsal ateş,içimizdeki şevkte saklıdır.
İnsanlar amaçlarıyla bağlantı kurabildiklerinde sezgilerinden,o bağlantıyı kuramadıklarında ise disiplinlerden,kurallardan faydalanırlar.
İçlerindeki ilahi sesi ve sezgiyi dinleyen insanlar,dışarıdan bakıldığında hayalperest,ya da deli olarak adlandırılırlar.
Oysa ki içindeki ışığı takip etmeyenler asla hedeflerine ulaşamazlar.
Sezgileriyle yola çıkan,içindeki rehberliği dinleyen kişinin yolu dertsiz,yükü ise hafif olur.
Çünkü hayatın gizemini yakalamış ve çözmeye başlamıştır.

SEVGİ, BENİMLE ASLA KONUŞMAK İSTEMİYOR…
Bu cümle karşısında Kıpti şöyle der :

‘’Sevginin söylediklerine kulak vermemiz için,onun yanımıza yaklaşmasına izin vermeliyiz.’’
İnsanlar aslında sevginin yanlarına yaklaşmasından biraz da korkarlar,çünkü sevgi,itâat etmeyi sevmez,özgürlükçüdür.
İrademizin altına girmekten asla hoşlanmaz.
Sevginin değiştirici ve iyileştirici gücü vardır.
Sevgi inançtan oluşmuş bir sistemdir aslında.
Sevgi , asla karşılık beklememelidir.Bunu bekleyerek sevenler daima düş kırıklığına uğramaya mâhkumdurlar.
Sevgi,karşıtlıklarla ve anlaşmazlıklarla beslenir ve büyür.
İnsan karşısındakini böylelikle keşfeder çünkü.
Yaşamın en büyük amacı sevmektir,Tanrı’nın özü de sevgiden ibarettir.
Sevgi,kaybetmeyi göze alan bir davranış biçimidir.Sevip de kaybetmiş olmak,hiç sevmemekten daha iyidir.
Sevgi bizi özgür ve cesur kılar.
Sevgi,bir yönden buluta da benzer.
Gökyüzüne yükselir ve bir süre uzaktan bakar bize,ama zamanı gelince yağmur damlası olup,yeryüzüne geri iner ve aramıza karışır.
Yani,dönüşür…
Sevgi,biz onu yaşayana dek sadece bir sözcükten ibarettir,ama onunla karşılaşınca gerçeğe dönüşür.
Asla pes etme,sevgin mutlaka ama mutlaka sana geri dönecektir.

NEDEN YAŞAMIMIZ KADERİMİZİ BELİRLEMEYE GİRİŞİR?

Kalabalık içerisinden bir delikanlı,söylenenlere karşı çıktı :
’Sözlerin çok hoş ama ,önümüzde çok fazla seçenek yok,yaşamımız ve halkımız çoktan kaderimizi belirlemeye girişmişler!’’

Kıpti,şöyle cevap verdi :
Savaş arifesinde bize bir fayda sağlamayabilir ama,bir kenara yazıp saklarsanız,Kudüs’te nasıl yaşamış olduğumuzu öğrenebilirler.’’
Kıpti’ye gö re yaşadığımız her ân,yeniden başlayabiliriz.
Zamanı geri çevirme imkânımız yoktur,ama ilerideki zamana gidebiliriz.
Bugünü,yaşamımızın ilk günüymüşçesine geçirebiliriz.
Eğer dikkatli gözlerle ve anlayarak bakmaya başlarsak, gündelik hayatta bize rutin ve çok bilindik olarak görünen her olayı daha derinden irdeleyebiliriz.
Detayların göz alıcılığını böylelikle fark edebiliriz.
Herkese ve her şeye,ilk kez görüyormuşçasına bakarsam,detaylardaki derin farklılıkları görebilir ve yeniden anlamlandırabilirim.
Tanıdık bir köye farklı yollardan gitmek,her gün giydiğim ayakkabının bağcığına bile daha dikkatli bakmak..Olağan şeyleri,olağandışı hissetmeme yol açacaktır.
Böylelikle hayattan daha farklı tatlar alabilirim.
İnsanlar yüzüme hayretle bakarken,ben gülümsemeye devam edeceğim,bana deli demeleri umurumda bile değil.
Ben sıradan şeylerdeki fevkâladeliklerin peşindeyim.
Kıpti’nin söylevlerinden bu sonuçları çıkarabiliriz hepimiz.

CİNSELLİK NEDİR?
Kalabalıklar arasından bir tüccar eşi olan bayan seslendi :

-Bize cinsellikten söz et..
Kıpti anlatmaya başlar :
Bedenlerle sınırlı kalan bir cinsellik sadece hazdan ibarettir.
Oysa cinsellik iki bedenin ve ruhun birleşmesinden doğmalıdır.
Çünkü teslimiyet ,sana güveniyorum demektir.
Ancak bedenen ve ruhen bir birleşme yaşarsak sonsuz bir doyuma ve mutluluğa kanat açabiliriz.
Eksiksiz sevgiye ulaşmanın yolu bundan geçer.
Gerçek sevgiden meydana gelen hazların dünyasında her şey ebedidir,sonsuzdur.
Eşlerden birisi diğerine kendisini tamamen teslim ettiğinde,bu cesareti doğurur.Karşısındaki eşi de ona böyle cesaretle yaklaşacaktır çünkü.
Yüzyıllarca yıl önce söylenmiş bu sözler,nasıl da bugünümüze ışık tutuyor ,değil mi?
Gerçekten de sonsuz mutluluğun ve huzurun yolu güvenmekten ve cesaretten geçmez mi ?

HAYATTA KALANLAR ÇOCUKLARINA NE ÖĞÜT VERMELİ ?

Dünya’ya yalnız geldik ve yalnız gideceğiz.
Ama yaşarken de diğer insanlara güvenmeli,inanmalı,onlara olan inancımızı artırmalıyız.
Birlikte büyüdüğümüz insanlara,bizi eğiten,bize hayatı öğreten insanlara saygı duymalıyız.
Her nesil,kendisinden sonra gelen nesile bir şeyler öğretmelidir,bildiklerini miras bırakmalıdır.
Toplumsal yaşayışı idame ettirebilmenin anahtarı budur.

Bildiklerini paylaşmayan ve öğretmeyen insanlar ,kendilerini de keşfedemezler aslında,eksikliklerini,zaaflarını,mutluluklarını…
Kıpti bu bölümde toplumsal yaşayışta,bireysel ilişkilerde nasıl bir yol almak gerektiğini ayrıntılarıyla gözler önüne sermektedir.
Özellikle Dostluk kavramı üzerine yoğunlaşmıştır.
Mutlu günlerinizde yanınızda bulunan kişilerle dost olun der Kıpti,zira onlar sizin mutluluğunuzla mutlu olmayı bilirler ve bununla gurur duyarlar.
İncinmekten korkmayan kişilerle dost olun der,zira onlar kendilerindeki eksikliklerin farkındadırlar ve bunun olgunluğuyla yüceleşmişlerdir.
Açmak istedikleri tek kapı yüreğinin kapısı olan insanlarla dost ol,zira onlar sen izin vermedikçe ruhunu zorlamayacak,izinsiz girmeye çalışmayacaklardır.
Daha da ileriye gitmek isteyenlerle dostluk kur,zira onlar dama bilinen ufukalrın ilerisine gitmek gerektiğinin farkındadırlar,kâşiftirler.Ve her ne olursa olsun,yüreğinin ışığını her gün yeniden Dünya’ya aç.
Kör değillerse,senin saçtığın pırıltıları göreceklerdir.

ZERAFET NEDİR?
Zerafet insanların dış görünüşüyle ve de kıyafetiyle ölçülen bir değer değildir asla.
Sadece ruhun dışarıdan görülebilen bir parçasıdır.
Zerafet,abartısız ve süssüz bir dış görünüşten geçer.
Kar,tek renkte olduğu için güzel görünür mesela.
Kırdaki çiçekler,bir dokuma tezgâhından çıkmamıştır asla.
Sadece kendisini yansıtır,olduğu gibidir.
Deniz,dümdüz bir satıhı olduğu için böylesine huzur verir ve güzel görünür.
Gönül,sadeliğe yaklaştıkça yasak tanımadan ve krmadan sevebilir.
Sadelik varoluşundan ötürü zariftir.

KIPTİ BİR BİLGEDİR.

Kalabalıklardan bir adam böyle seslendi :
‘’Kıpti bilge bir adam,böyle süslü ve özenli cümleler kurmayı iyi öğrenmiş,o bu işlerle meşgulken,biz ailemizi geçindirmek için savaş veriyorduk,ekmek kavgasındaydık.’’

Kıpti cevap verir :

‘’Tatlı laflar şairlere mahsustur.’’

İki tür iş vardır oysa :
Birincisi,zorunluluktan doğan,evi ve aileyi geçindirmeye yönelik günlük işler.
Bu tür işlerde insanlar zamanlaını kaybederler ve asla onu geriye alamazlar.
Tüm ömürleri boyunca çalışır didinir,ömürlerinin sonuna yaklaştıklarında ise,hayatın nimetlerinden ve güzelliklerinden yeterince faydalanamadıklarından yakınırlar.
Bir de ikinci tür iş vardır :
Bu tür işe Sunu adını veririz.
Yaptığı işe sevgisini,emeğini ve ruhunu katan kişilerdir bunlar.
Aynı yemeği,aynı malzemeyle yapan iki kişiyi düşünün.
Birisi yemeğine sevgisini de katsın,diğeri sadece malzemeyi kullansın.
Her ne kadar sevgi,elle tutulur,gözle görülür bir şey olmasa da,tüm hayata tat katan sadece odur.
İşte tüm fark buradadır
Aslında herkes yaptığı işle bir bütünü tamamlar.
Çoban olmasaydı,şair açlıktan ölebilirdi
Aynı şekilde de şair olmasaydı,çoban üzüntüden ölebilirdi
Sunu sayesinde ,başkalarının seni sevmesine neden olursun.
Başkalarını sevmeyi de,onların sana sundukları sayesinde öğrenebilirsin.

PEKİ NEDEN KİMİ İNSANLAR ÖTEKİLERDEN DAHA BAŞARILI ?

Kıpti cevap verir :
Başkalarının ne düşündüğü,ne söylediği seni ilgilendirmemelidir,gerçek başarı,senin toprağa ektiğin tohumun filizlenmesidir.
Yola çıktığında,takip ettiğin disiplin seni yormaya ve tökezletmeye başlarsa,durup dinlenmeli,soluklanmalı ve daha sonra gücünü toparlayıp yeniden yola çıkmalısın.
Yolundaki engeller senin soluklanma durağın olabilir sadece.
Kapıyı çalana,er geç kapı açılır.
Yardım isteyene de elbet yardım edilir.
Elbette ki bir hedefin olmalıdır,ama hedefine doğru yol alırken arada sırada durup manzaranın da tadını çıkarabilmelisin.
Zamana hükmetmeye çalışma,diktiğin meyveleri zamanından önce toplarsan,olgunlaşmamış,ham meyvelere sahip olabilirsin ancak.
Fırından henüz çıkmamış buğdaya ekmek demek mümkün müdür ?
Genizden çıkmamış sesler,şiir sayılabilir mi?
Sunu’nu başkalarına gösterme vaktin geldiğinde,tüm gözler hayranlıkla sana çevrilecektir.
O zamana dek sabretmeli ve yolunda ilerlemelisin.
Gerçek başarı nedir biliyor musunuz ?
Her gece başınızı yastığa koyduğunuzda huzurla uyuyabimektir.

MUCİZE NEDİR?

Mucize,kalplerimizi ansızın sevgiyle dolduran bir güçtür.
Kıpti burada,gündelik hayatımızıa kendimizi kaptırmadan,gerçekleşen olaylara dikkatimizi yöneltmemiz gerektiğinden bahsediyor.
Hüzünlüyken gözlerimiz etrafa daha dikkatli bakmalı diyor. Çiçeklerin açmasını,yıldızların gökte parlamasını asla göz ardı etmemeliyiz.
Tüm endişe ve korkularımza rağmen hayatımıza devam etmeliyiz,ve gerçekleri çıplak gözle irdelemeliyiz.
Gerçek bilgelik aldığımız cevaplarda değil,sorduğumuz sorularda saklıdır.
Asla bildiğimiz şeylerin esiri olmamalıyız,hayatı keşfetmeye devam etmeliyiz.
Ve Tanrı’ya seslenmeliyiz : ‘’Ey Tanrım,dün gösterdiğin mucizeleri,bugün de göster’’
Kıpti der ki, Hiçbir gün birbirinin aynı değildir,yeter ki siz gözlerinizi açın,dikkatle bakın,fark edin,hissedin.
Her an bir mucizeye tanık olabilir, Tanrı’nın ve Evren’in sevgisini içinizde hissedebilirsiniz.

NEDEN ENDİŞE İÇİNDE YAŞIYORUZ ?
Endişe çok olağan bir histir aslında.
Hayatın gidişatına kuşku ve şüphe duymak,sormak,sorgulamak en doğal içgüdümüzdür.
İçinde bulunduğumuz anda,birisiyle ilişki kurduğumuzda,doğal olarak bir beklenti içerisindeyiz zaten.
Endişe de sevginin bir parçasıdır.
Endişe,insanla birlikte doğar ve bir ömür ona eşlik eder.Onunla başa çıkamayız,bu yüzden onunla yaşamayı öğrenmeliyiz.
Fakat endişe,insanların gözüne perde indirir,gerçekleri bulanık bir şekilde görmemize neden olur.
Endişe de doğal olarak kuşkuyu doğuracaktır,ki insanlar için de bu en tehlikelisidir.
Bu tür durumlarla karşılaştığımızda yapmamız gerekn Tanrı’nın gücüne ve bizimle birlikte olduğuna inanmak,ve ona sığınmaktır.
Bilmeliyiz ki, İlahi Güç bizi hep korur ve daima bizimle beraberdir.
Aşırı tedbirin ruhları çürüttüğünü ,özgürlüğünü kısıtladığını asla aklımızdan çıkarmamalıyız.Sevgi cesaret ister.Sevgi diyorum,çünkü Evren’in yörüngesidir sevgi.
Bunu unutmazsak,içimizdeki şüpheyi daha kolay yok edebiliriz,etkisini görmezden gelebiliriz.

GELECEK BİZİM İÇİN NELER HAZIRLIYOR?

İstenmeyen ile karşılaşacağız en nihayetinde.
Onunla buluştuğumuzda kendimize soracağımız ilk soru,acaba gerçekten sevdim mi,olacaktır.
Çünkü Tanrının bizi sevebilmesi için bizim de gerçek sevgiyi tatmış olmamız gerekmektedir.
Tanrının özü sevgidir,bunu her fırsatta hatırlamalıyız.
İnsna ruhuna hükmeden dört elementten bahseder Kıpti;
Sevgi,Ölüm,Güç ve Zaman.
Rüyamızı,ruhumuzun derinliklerinde bulunan arzuları oraya koyan İlahi Güç’tür.
Ve Tanrı der ki,Sevgini gezdiğin tarlalara,çayırlara,cadeelere,sokaklara,kısacası bulunduğun ve geçtiğin her yere cömertçe saç,savur.
Senin sevgin anlaşılmayı değil,paylaşılmayı,açık edilmeyi istemektedir.
Sevgini yakınındaki ve uzağındaki herkese ,ama herkese ver.
Sev,bunun faydası en çok sana dokunacak.Gelecekte nelere sahip olacağın,nelere kavuşacağını senin sevgi kapasiten belirleyecektir.
Sevgi,hayatın temelidir.

SADAKAT NEDİR ?
Sadakat,kıymetli vazolarla dolu dükkânda,vazoların kırılma tehlikesini ve gerçeğini göze almak gibidir.
Şöyle ki;Geri gelen sevgliye şüpheyle bakamayız,çünkü sadakat ona her adımda eşlik etmiştir.
Evden ayrılan bir evlat,yolculuğunu tamamlayıp,bilgi ve beceri birikimine sahip olup,yaşamı deneyimleyip gerçek yuvasına geri dönmüştür.
Dün savaş meydanında düşmanımız olan bir kişi,bugün dostumuz olabilir,çünkü savaş bitmiş,her şey eski haline gelmiş,hayat devam etmektedir.
Sadakatten anlamamız gereken de budur.Ders almak,kabullenmek,kucak açmak…

BİZE HER ŞEYİ KAYBETTİĞİMİZDE KULLANMAMIZ GEREKEN SİLAHLARDAN BAHSET ..

Sadakatin olduğu yerde silahlar hükümsüzdür,der Kıpti.
Kimi zaman bilgeler savaşçıları,kimi zaman da savaşçılar bilgeleri alt eder.
Bu durumu sonlandıracak tek şey,insanların birbirlerine hoşgörüyle ve sevgiyle yaklaşmasıdır.
Sevginin en büyük güçlerinden birisidir affetme ve böyle anlarda çok önemlidir.
Kişi kendisine sormalıdır,bu nefreti,yüreğimde taşıyıp kendime yük etmeye değer mi?Ne kazanabilirim ki ben bu şekilde?
Gerçek kahraman büyük işler yapan değil,küçük işler sonucunda saygı ve sadakat sahibi olan kişidir.Ve ne kadar da doğrudur.
Gerçek sevgili,benimle her an birlikte ol,benimle ilgilen demez,karşısındakine özgürlüğünü vermesini,ve onu beklemesini bilir.
Gerçek dost da size kırılmaz,bugün beni üzdün,kırdın ama ben hep senin yanındayım ve sana her daim güvenmeye devam edeceğim ,der.
Sadakat zorlayarak,dikte ederek kazanılmaz.
Sadece güçlü ruhlarda bulunan bir özelliktir sadakat.
Bir seçimdir,bir tercihtir .
Dolayısı ile de dayatmaya gelmez.

DÜŞMANLARIMIZ KİM ?
Hepimiz Ebedi Ruh’un yarattığı varlıklarız ve yüz yüze gelmemiz gereken şeylerle defalarca karşılaşmak durumunda kalırız.
Savaşçının kaderi,savaşmaktır,mücadele vermektir ve kendisini buna adamalıdır.
Çünkü görevi budur.
Savaşın dışında da gerçek düşmanlarımız olacaktır.
En zorlu düşmanımız,en çok korktuğumuzdur ama.
Hainler,iftiracılar,bizleri tehdit eden en kötü düşmanlardır.
Bizlere düşen,karşısında güçlü ruhları görmeye dayanamayan insanlardan uzak durmaktır,çünkü bu kişiler çok tehlikelidirler.
Esas düşman kılıcını sallayarak üzerimize gelen değil,hançerini arkasında saklayarak sinsice bize yaklaşan kişidir.En tehlikeli düşman türüdür bu.

Sen yine de,adaletli olmaya çalış,hayatın boyunca.Nefrete nefretle karşılık verme.
İnsanlar güçlüler ve zayıflar olmak üzere ikiye ayrılırlar aslında.
Senin asıl düşmanların,cesaretini sınamak için yaratılmış rakiplerin değildir.
Sen,zayıflığını sınamak için yaratılmış olan korkaklardan uzak durmalısın kesinlikle.
HAVA TAMAMEN KARARMIŞTI
Kıpti,meydanda kendisini dinleyen üç din adamına ekleyecekleri bir şeyin olup olmadığını sordu.
Onlar da evet,var anlamında başlarını salladılar.
Haham söze başladı :
Büyük bir din âlimi,Yahudilerin her zulüm gördüğüne şahit olduğunda,ormana gider bir ateş yakar ve Tanrıdan mucize istermiş.
Tanrı da onun dileğini yerine getirirmiş.
Derken bir gün öğrencilerinden birisi de ormana gidip Tanrıya yakarmış :
Ben kutsal ateşi yakmayı bilmiyorum ama o duayı biliyorum,lütfen bana yardım et demiş.
Tanrı onun dileğini de gerçekleştirmiş.
Başka bir nesilde,başka bir haham yine zulüm karşısında dua etmek için ormana gitmiş ve yakarmış :
Ben ne kutsal ateşi ne de duayı bilmiyorum ama ormandaki yeri biliyorum,lütfen yardım et Tanrım demiş.
Onun dileği de kabul olmuş.
Aradan yine yıllar geçmiş,Haham İsrail tekerlekli sandalyede oturmaktayken Tanrıya seslenmiş :
Ben ne kutsal ateşi yakmayı biliyorum ne d eo romana gidebilirim.Elimden gelen tek şey sana yalvarmak,yakarmak demiş.Ve mucize yine gerçekleşmiş.
Öyle ise siz de bu akşam burada konuşulanları başka insanlara aktarın.
Yine rivâyet olunur ki; Adamın birisi bedevi dostunun kapısını çalar ,ondan dört bin dinar ister,Dostu,evdeki tüm parasını denkleştirip kendisine verir ama yine de yetişmez parası.
Bunun üzerine sokağa çıkıp eksik kalan parayı toplar ve arkadaşına teslim eder.
Adam gittikten sonra bir kenara oturup ağlamaya başlar,eşi de sorar,sen şimdi konu komşuya bıorcumuzu nasıl ödeyeceğiz diye mi ağlıyorsun?
Adam,hayır,der.Ben dostum bu haldeyken onun ihtiyacını fark edemediğim için ağlıyorum.
Öyleyse siz de bu akşam burada olanları elinizden geldiğince anlatın,başkalarıyla paylaşın.
İmamın konuşması bitince Papaz söze girişir :
Vaktiyle bir çiftçi tohum ekmek için evden ayrılır,fakat tohumlar yolda yerlere saçılır.
Kuşlar gökten inip tohumları yemeğe başlar.
Tohumun biri taşocağında yere düşer,toprak orada derin olmadığı için çabucak yeşerir ve filizlenir.
Başka bir tohum dikenliklerin içine düşer fakat gelişip büyüyemez,dikenler arasında kalır.
Diğer bir kısım ise verimli bir araziye düşer ve meyve verir.
Bire yüz,bire üç yüz çoğalır ve bereketlenir.
İşte bu yüzden tohumlarınız gittiğiniz her yere serpin,hangisinin ne zaman büyüyüp serpileceğini bilemezsiniz.
Gece karanlık çöker ve Kıpti insanlara evlerine gitmelerini yazma bilenlerin bu duyduklarını yazıya geçirmelerini ,bilmeyenlerin ise gördükleri,duyduklarını başka insanlara anlatmalarını ister.
Bu sözlere kulak veren kişiler gerçek dünyayı ve hayatın gizemini çözecektir,perdeyi yırtıp atacaklardır,bunu başaramayanlar ise zaten kaybedeceklerdir.
Yolunuz açık olsun…
Diyerek tamamlar Kıpti sözlerini.
Akra’da bulunan el yazması,doğduğu yüzyıldan bugünlere dek nesillerden nesillere aktarılarak gelen bir bilgelik kitabıdır.
Paulo Coelho güçlü kalemi ve derin bilgeliği ile bir kez daha kelimelerinin gücünü konuşturmuş,günümüz modern toplumlarına bir ışık ve bir ayna tutmuştur.
Işık,hepimizin kalbinde var olan bir güçtür,Ayna ise yaşadıklarımız,yaşattıklarımız.
Ve Paulo Coelho,bir kez daha bizlere bilgeliğin,farkındalığın yolunu açmıştır.
Hayatlarımızın içine sızarak,hâkikate ışık tutarak.

Akra’da Bulunan El Yazması
Paulo Coelho
Çeviri : Emrah İmre

5 Ocak 2015 Pazartesi

Auramızı Örelim ..






Auranıza Kelt örgüsü uygulamak için şunları yapmalısınız (süre, yaklaşık 1 dk):

1. Ellerinizi açın, uyluklarınızın üzerine yerleştirin ve parmaklarınız açık olarak birkaç dakika boyunca öylece tu­tup kendinizi topraklayın. Enerji, bacaklarınızdan aşağı doğ­ru inecektir.

2. Ellerinizi birbirine sürtün. Bu, iki eliniz arasmda ener­ji meydana getirecektir. Örgü, siz enerjiyi hissetseniz de his-setmeseniz de işe yarayacaktır, ama siz enerjiyi hissetme ye­teneğinizi, meydana gelen enerjiyi hissedip hissedemediğini-ze bakarak uygulayabileceksiniz.

3. Ellerinizi kulaklarınızın hizasına kaldırın ve onlardan yaklaşık on sekiz santim kadar uzakta tutun. Yaklaşık on sa­niye kadar öyle durun.

4. Derin nefes alırken, dirseklerinizi önünüzde birleşti-rin. Buradan itibaren, kollarınızı aşağıdaki talimatlara göre üç kez çaprazlayacaksmız (Figür 33).

5. Nefes verin ve bu sırada alt kollarınızı ve ellerinizi yü­zünüzün önünde çaprazlaym ve kollarınızı serbestçe aşağı yönde ve her iki yanınıza doğru tamamen indirene kadar ha­reketi sürdürün.

6. Nefes alın, bırakın kollarınız doğal bir hareketle (ser­bestçe) önünüzde sallansın ve çaprazlansm.

7. Nefes verin, kollarınızı çözün ve belinizi bükerek yere doğru eğilin.

8. Nefes alın ve eğilerek kollarınızı ayak bileklerinizin önünde çaprazlaym.

9. Nefes verin ve eğildiğiniz şekilde durarak kollarınızı çözün.

10. Kollarınızı bedeninizin arkasında sallayın, ellerinizi ön tarafınıza doğru çevirin ve dizleriniz hafif bükülü bir hal­deyken ayakta durduğunuz halde, enerjiyi ellerinizi kepçe gibi kullanarak başınızın üzerine dökün. Enerjilerin başınızın üzerinden akarak bedeninizin ön taraflarına, yanlarına ve ar­ka kısmına ulaştığını hayal edin.

Auranız sizi atmosferde bulunan, yüksek gerilim hatla­rı ve floresan ışıkları gibi kaynakların ürettiği enerji kirleti­cilerinin etkilerinden; gergin, kızgın ve depresif insanların titreşimlerinden korumaktadır. Auranıza Kelt örgüsü uy­gulamak size bu koruyucu ortamı sağlarken, Kelt örgüsü, sadece auranızı güçlendirmeye yarayan bir teknik olmak­tan ötedir. Bu, doğal olarak bütün enerji sistemlerinizi bir araya toplayacaktır.
Donna Eden

Alışkanlıkları Yeniden Programlamak






YENİ BİR ALIŞKANLIK ALANI OLUŞTURMAK

Alışkanlık alanınızı yeniden yapılandırmak için zihninizi kullanmaya dayanan aşağıdaki teknikler; niyet, odak­lanma, tekrar, imgelem ve isteklilik ile ilişkilidir.
Açık Bir Niyetle Başlamak. Kendiniz için hayırlı bir alış­kanlık alanı oluşturmak, doru ve iyi bir niyete sahip olmak­tan geçer. Zihin gücü bazı sağlık uzmanları tarafından aşırı abartılmakla birlikte, sağlık açısından genelde geleneksel tıp tarafından çok fazla önemsenmemiştir. Stresin sağlığa olan etkisi yeterince fazladır ama buna karşılık, meditasyon ve odaklanmış imgelem uygulamalarının sağlığa etkileri gide­rek artmaktadır. Bedenimiz isteklerimize, hislerimize ve dü­şüncelerimize tepki vererek zihnimizi önemsediğini gösterir. Ama zihnimiz bedenimizi önemsemiyorsa —irademiz, niye­timiz ve hareketlerimiz bedenimizin ihtiyaçlarıyla örtüşmü-yorsa— sağlık ve mutluluk açısmdan bunun bedelini öderiz.



Zihin Gücünüzü Kullanın. Sheldrake, morfik alanların sadece biyolojik karakteristiğimizi değil, zihinsel aktivitemizi, davranış biçimlerimizi ve sosyal organizasyonu da etkile­diğine inanır. Ama alışkanlık alanımız düşüncelerimizi şekillendiriyorsa, düşüncelerimiz de bu alışkanlık alanını şekillendirebilir ve bu, bizi harekete geçirecek sağlam bir dayanak noktası olabilir. Kendi kendine ipnoz, imgelem teknikleri ve odaklanmış niyet bu amaca doğru bizi yönlendiren güçlü zi­hinsel araçlardır. Devamlı gösterildiği gibi, zihin cansız obje­leri etkileyebilir ve bu yüzden, duanın, odaklanmış imgele­min ve kendi kendine telkinin de zihin ve beden üzerindeki etkisi kaçınılmazdır. Ben çalışmalarımda insanların alışkan­lık alanını değiştirmek için sözel ve zihinsel onaylamalar (telkinler) kullanırım.

Örnek olarak asansör fobisini ele alalım. Bu duygusal tepki, kişinin alışkanlık alanına kodlanmıştır. Ben bu kişiden, korktuğu şeyi hayal etmesini, asansörün için­de olduğunu imgelemesini isterim. Aynı zamanda, onun kaç­ma seçimini engelleyecek, bedeni rahatlatacak ve bu korkulu olaya karşı bu kadar hassaslaşmasmı azaltacak nörovasküler noktalarını tutarım. Ve bu işe yarar. Bu türden metotlar uy­gulandığında alışkanlık alanı değişir. İnanç, niyet ve telkin herhangi bir alışkanlığı değiştirebilir.

Tekrarlama. Tekrarlama organize edici alanın gücünü ar­tırır, imgelemimizde arzulanan alam sık sık yeniden yarata­rak, onun oluşmasına potansiyel olarak daha çok yol açmış oluruz. Aşırı yeme alışkanlığını değiştirmek isteyen bir kadın vardı ve kan şekerinin düştüğü kriz anlarında çırpınıyor, pa­nikliyordu. Paniğini yenmek için bildiği tek yol, tatlı yeme arzusuna boyun eğmekti. İmgeleminde, bedenini saran pa­nik duygusunu görebiliyor ama zihnine neden bir ev imgesi geldiğini anlayamıyordu. Daha soma, bu evin paniği sembo­lize ettiği netleşti. "Uç Küçük Domuz" hikayesinde, korku evlerinin bazısı taştan, bazısı kütükten ve büyük çoğunluğu da samandan yapılmıştı. Bu imgeyle çalışırken sonradan an­ladığı üzere, eften püften saman bir evde yaşadığını düşünü­yor ve panikleyip yeme arzusu baş gösterdiğinde üfleyip püfledikçe bu evin yıkılacağım sanıyordu. Bir daha böyle bir şeyi deneylediğinde, kendini daha zayıf, daha kontrollü ve daha güvende imgelemeyi öğrendi. Bu imgeyi zihninde sü­rekli tekrarlayarak yeni bir alışkanlık alam oluşturdu. Evinin taştan ya da odundan yapıldığını, daha sağlam olduğunu ha­yal etti. Arzunun, panik bir istek olmaktan çok gerçek bir ih­tiyaca karşı duyulan bir his olduğunu ve bedenine ihtiyaç duyduğu şeyi vermeyi öğrendi.



Kendi İmajınızı Oluşturmak. Alışkanlık alanınızı, odak­lanmış imgelemle etkileyebilirsiniz. Hiç kimse size imgeleminizdeki alışkanlık alanınızın neye benzediğim ve nasıl oldu­ğunu söyleyemez. Onu duyu kanallarıyla görebilir, hissedebi­lir, deneyleyebilir ve onu nasıl büdiğinizi bilmeden bilebilir­siniz. İlk başta kendinizi zihninizdeki boşlukta küçük detay­larla uğraşıyor gibi hissedebilirsiniz ama özellikle onlarla ça­lışmaya başladığınız zaman, bir eve, yüze, hayvana ya da bir duvara benzeyen daha karışık sembollerle karşılaşabilirsiniz. Çalışırken, alışkanlık alanınızı hissettiğiniz yol, sizin için doğru yoldur.

Bir Deney Yapın. İmgelem yaklaşımının birçok çeşidi vardır. Bazen buna istenilen yeni alanın çoktan oluştuğuna dair bir söz, bir onaylama eklemek çok faydalıdır. "Beni sa­kin ve huzurlu kılan enerji banyosu yapıyorum." Bu sözleri gayet içten, coşkulu bir şekilde söyleyin. Bazı insanlar eski alışkanlık alanlarını sembolize eden bir bilgisayar disketinin ya da CD'sinin yerine bir yenisini yerleştirdikleri zaman ga­yet hoş tepkiler veriyorlar. Bir başka tanıdığımın önerdiği, bilgisayarla ilgili diğer imgelem örneği, bilgisayarın sabit diskinden eski alışkanlık dosyanızı silip bunun yerine yeni bir dosya oluşturmaktır.

Değişmesini istediğiniz fiziksel, duygusal ya da davra­nışsal bir durum seçiniz. Bu değişimin çoktan gerçekleşmiş olduğunu canlılıkla hayal edin. Onu görün, hissedin, duyun, koklayın ve tadın. Kullanabileceğiniz bütün duyu kanalları­nı kullanın. Daha sonra derin bir şekilde nefes alın ve bu viz­yonla yaratılan enerji alanına kendinizi atın.

İmgelem teknikleri alışkanlık alanınızı değiştirmeye baş­lar. Bunlar sadece psikolojik değildir. Nöronlarınızı etkileye­rek beyninizdeki enerji örüntülerini değiştirir. Enerji sistemi­nize uygun olan fiziksel teknikler de çabalarınızı güçlendirir. Niyetinizin enerjisinin devinimini artırır. Bu egzersiz, beynin kendi kendine telkin ve ipnoza katılan kısımlarını et­kileyen merkez meridyenini izler, ve imgelediğiniz alanın daha köklü bir biçimde oluşmasmı sağlayacak olan enerjilere yer açar.


ALIŞKANLIK ALANINI YENİDEN PROGRAMLAMAK

Alışkanlık alanlarımızı yeniden programlama ihtiyacı hiç bu kadar acil olmamıştı. Bugünün dünyasında artık an­ne babalarımız gibi düşünerek, onlarm inandığına inanarak ya da onların davrandığı gibi davranarak varolamayız. On yıl önceki davranış modellerini de artık uygulayamayız.

Birçok insan ne tür değişiklikler istediğini bilir ama onla­rı yapamaz. Eski ahşkanlıklara yapışmaktan ziyade; zayıf bir bedene, sağlıklı bir ilişkiye ve mesleki bir başarıya sahip ol­mak için çok gayret göstermeliyiz. "Niyetiniz yeterince güç­lü olduğu takdirde, başarırsınız" ya da "Enerji dikkatin odaklandığı yere gider" gibi popüler deyişler cesaretinizi kı­rar ve kendinizden kuşkulanmanıza yol açar. Ama bunun tam tersi de doğrudur: "Dikkat, enerjinin aktığı yere gider," Zihninizi değiştirmek için, enerjinizi değiştirmelisiniz. Her zaman acınızı dindiremezsiniz. Her zaman ilham alamazsı­nız. Ama enerjilerinizi mutluluğunuzu destekleyecek, acınızı azaltacak ve esininizi artıracak biçimde yapılandırabilirsiniz.

Aşağıdaki teknikler bu soruna hitap eder. Alışkanlık alanını yeniden programlamak için üç yaklaşım vardır:
(1) alışkanlık alanmızdaki travmatik kalıntıyı temizlemek,
(2) bu alana yeni pozitif duygular ek­mek ve
(3) alışkanlık alanının bu yeni fizyolojik ve psikolojik örüntüyü kucaklamasını sağlamak.



1. Tramvatik Kalıntıyı Temizlemek.

Travma sırasında harekete geçirdiğiniz savunma tepkileri, tıpkı arazi mayınla­rının savaştan sonra etkisiz hale getirilmesi gibi, alışanlık ala­nınızın yeniden inşası sırasında temizlenmek zorundadır. Alışkanlık alanında gördüğüm en büyük engel, eski travma­lara dayanır. Bu travma ya da travmalar fiziksel veya duygu­sal olabilir. Hepimiz bazı yaralar almışızdır, ve genelde üçlü ısıtıcı ve iç salgı bezleri, kendimizi korumamız için alışkanlık alanının modası geçmiş savunma stratejilerine kilitlenme eğilimi gösterirler. Bu durum bizi kısıtlamaya devam eder ve belki de bu yolla ilk travmamızın izlerinden sıyrılma yolunu da bulmuşuzdur. Kendi kendine konuşma, temel davranış modelimizi değiştirmek için yeterli değildir ama birçok tek­nik, iç salgı bezlerinin ve üçlü ısıtıcının enerjilerini alışkanlık alanının yeniden programlanmasına açmak için harekete ge­çirilebilir.

Eski bir travmanın sizi kösteklediğinin farkmda olmaya­bilir ya da şu an bununla uğraşmanın zamanı değil diye dü­şünebilirsiniz ama zamanı geldiğinde aşağıdaki tekniklerden faydalanabilirsiniz.

a) Travmatik bir anıyı etkisiz hale getirmek için nöro-vasküler noktaları tutmak. Stres tepkilerini yeniden prog­ramlamak için nörovasküler noktalarla çalışmayı Bölüm 3'te ve bunun türevleriyle çalışmayı Bölüm 4, 7, ve 9'da zaten öğ­renmiştik. Aşağıdaki açıklama bu yaklaşımı özetlemektedir. Bu, alışkanlık alanımızdaki kötü işlev gören tepkileri değiş­tirmeye yarayan, bildiğim en güçlü ve en önemli teknikler­dendir. Net bir şekilde düşünebilmek, kan önbeyninizi terk edip savaşmak ya da kaçmak için kol ve bacaklarınıza yönel­diğinde, olanak dışı kalır. Ama stresli problemlerle uğraştığı­nızda, her seferinde kanın beyninizi terk etmesini önleyebilirseniz beyninize yeni bir strateji öğretmiş olursunuz ve enerji alanınız değişmeye başlar. Bedeniniz, savaş ya da kaç tepkisi vermeden artan strese dayanabilmeyi öğrendikçe, ge­nel sağlık seviyeniz de yükselecektir.

Arkadaşlarımdan biri şimdiye dek tanıdığım bütün insanlarınkinden çok daha kötü bir çocukluk dönemi geçirmiş­ti ve ailesine karşı inanılmaz öfke duyuyordu. Bu kötü anıla­rın etkisinden kurtulabilmek için her akşam banyo yaparken nörovasküler noktalarını tutacaktı. Bunu her akşam yaptı ve bu yöntem pekâlâ işe yaradı. İçindeki acı azalıyor gibi görü­nüyordu. Ve en sonunda enerjilerinin, ailesine yönelik nefret dolu sövgülere cezbolmadığını gördü. Geçmişe odaklanmak-tansa, içinde bulunduğu ana yoğunlaşıp yaşayabiliyordu.

Üzerinizde duygusal bir hakimiyet kuran ve size acı çek­tiren bir anınızı seçin. En az üç dakika nörovasküler noktala­rınızı tutun. Bunun aynı zamanda, kendinizi sıkıntılı hissetti­ğinizde kullanabileceğiniz güçlü bir teknik olduğunu unut­mayın. Bu noktaları tutmak için aşağıda sunulan yollardan birini seçebilirsiniz. Bu üçü de bir hayli etkilidir ve denedik­çe herhangi birinin bir diğerinden daha çok işe yaradığını gö­rebilirsiniz (süre, en az 3 dk):

• Her iki elinizin parmaklarını alnınızın üzerine yerleş­tirin ve derinizi gerin. Parmaklarınızı alnınızdaki nörovaskü-ler noktaların üzerine koyun ve dinlenin.

• Aynı noktaları, bu kez ellerinizi yer değiştirerek tutun ve derinizi gerin. Ellerinizi çapraz yapmanız enerjilerinizin bedeninizin bir yanından diğerine geçmesini sağlar. Elleriniz bu şekildeyken derin nefes alın ve rahatlayın. Ya da,

• Bir elinizi alnınıza, diğerini başınızın arkasına koyun. Ellerinizin iki farklı kutbu temsil etmesi beyninizin ön ve ar­ka kısımlarında enerjetik bir bağlantı yaratır, enerjiyi hipota-lamusa getirir ve böbrek meridyeni korku noktalarını boşal­tır.

Bu alıştırmaları yapmak için bir arkadaşmızdan yardım alabilir ve böylece bu deneyimi rahat bir şeküde yaşayabilir­siniz. Bu noktaları tutarken, zihninizdeki sinema ekranında bu filmi yeniden oynatm ya da bunu bir hikaye biçimde ken­dinize anlatın. Hikayeyi değiştirmeye kalkmayın ya da onun hakkında pozitif olmaya çalışmayın. Bu durumun içine gö­mülün. Sonunda kan beyninize geri dönecek; savaş ya da kaç tepkisi gevşeyecek ve bu hikayenin duygusal izi kaybolacak­tır. Bu teknik yalnızca, bu acı durumu hafızdan yok etmekle kalmayacak, bunun alışkanlık alanmızdaki hissini, savunucu tepkisinin gücünü de kıracaktır.

Bir dahaki sefere, bu sahne hakkında düşündüğünüzde etkisinin azalmış olduğunu fark edeceksiniz. Bedeniniz buna geçmişteki gibi tepki vermeyecektir. Eğer hafıza, travmatik bir tepki ya da negatif bir kalıntı oluşturmaya devam ederse, bu alıştırmaları tekrarlayın. Bunları uygulayarak, hafızanız­da rahatsızlık verici anılardan kurtulup yerine yeni şeyler in­şa edecek bir alan yaratacaksınız.

b) Göz Örüntüsünü Gevşetmek (süre, yaklaşık 2 dk): Kötü bir anıyı düşünürken, bir elinizin ilk dört parmağını burnunuza yaklaşık on iki santimlik bir mesafede tutup yan­lamasına 8 çizin. Parmaklarınızı yapabildiğiniz kadar yukarı ve enlemesine hareket ettirin. Bu şekli başınız dik bir şekilde takip edin. Parmaklarınızı gözlerinizle, yukarıdan sağa, aşa­ğıya ve sonra sola ve tekrar yukarıya doğru takip edin (Figür 47). Zihninizi kötü bir anının üzerinde odaklamaya devam edin.

Gözünüz belirli bir yönde sabitleştiğinde sıkıntınız daha çok artıyorsa, yine aynı yönde parmaklarınıza bakın ve diğer elinizle, bu kötü anıyı düşünürken, ön nörovasküler noktala­rınızı tutun. Gözün pozisyonu, nörovasküler tekniğin etkisi­ni artırır. Travmatik anıları serbest bırakmak için başvurulan göz uyuşturma yöntemleri gittikçe popüler ve sofistike olma­ya doğru gitmektedir. Bu tekniğin değişik çeşitleri binle1"" yıl önce değişik kültürlerde türemiştir.

Enerji testiyle bu prosedürün karışımı oldukça etkili bir sonuç verir. Partneriniz bir eliyle 8 çizerken, siz de zihniniz­de kötü bir anıyı canlandırmaya devam edin ve 8 şeklini göz­lerinizle takip edin. Test eden kişi her birkaç santimde bir du­rur ve genel gösterge testi yapar. Kendinizi zayıf hissettiğiniz her göz pozisyonunda, test eden kişinin parmaklarına bak­maya devam ederek nörovasküler noktalarınızı en az yirmi saniye tutun. Sonunda hafıza duygusal yükünü gevşetecek ve siz de testinizde güçlü çıkacaksınız.


2. Pozitif Programlama (süre, en fazla 1 dk). Bir sonaki sefer harika bir hafızaya ya da güzel anılara sahip olduğunu­zu hissederseniz, bunları enerji alanınıza yerleştirebilirsiniz. Eğer kendinizi harika bir hafızaya sahip hissetmezseniz, zi­hinsel olarak birine ya da bir şeye teşekkür etmenin bir yolu­nu bulun. İçinizde minnettarlık hissi büyümeye başladıkça, bu hisse odaklanın. Orta parmağınızla, kaşlarınızın ortasın­daki noktada —üçüncü gözde— olan bu hisse vurun. Sürek­li ve ritmik bir şeküde vurun. Üçüncü göz, mesane meridye­ninin başında yer alır. Omurganıza gelen bütün sinirler bu meridyenin üzerinde bulunur. Bu noktaya vurmak; sinir sis­teminize ve alışkanlık alanınıza, bir nabız atışı gibi, düzenli bir mesaj gönderir. O efsanevi işkence, yani tutuklunun alnı­na ritmik olarak pıt pıt su damlatmak, onun kaçınılmaz olan korkularının sinir sisteminde yankılanmasına, deliliğe doğru gitmesine neden olmaktadır. Ama bu noktalara vurmak, sinir sisteminizde terör yarattığı kadar mutluluk da yaratabilir. Bu noktalara pozitif bir hissiyat içinde vurmak, alışkanlık alanı­nıza daha fazla esenlik getirmenin basit, doğal ve güzel bir yoludur.

3. Fizyolojik ya da Psikolojik Bir Alışkanlığı Değiştir­mek. 
Bu "temporal vuruş" tekniği yakın zaman içinde keşfe­dilen kadim bir tekniktir. Binlerce yıl önce ağrının kontrolü için Doğuda kullamlmıştır ve eski alışkanlıkları kırıp yerine yenisini koymada çok da etkili bir tekniktir. Şakaklarda baş­layıp kulağın arka tarafına dolanan temporal kemiğe vur­mak, diğer duyu girişlerini geçici olarak askıya alırken, bey­ni öğrenmeye daha açık bir hale getirir. Aynı zamanda, üçlü ısıtıcıyı sakinleştirir çünkü doğal akışa ters yönde vurmakta-smızdır, ve bedenin alışkanlıklarını en güçlü biçimde yöne­ten üçlü ısıtıcıdır. Alışkanlıklarınızı devam ettirmek için sa­vaşan sinir sisteminizi sakinleştirerek, yeni bir alışkanlık ala­nına daha rahatça kayabilirsiniz.

1970'lerde, uygulamalı kinezyolojinin kurucusu olan Ge-orge Goodheart, temporal ve spenoidal kemiklerin ortasın­dan başlayan kafatası kemik çizgisine vurarak, duyu girişini süzen mekanizmaları zamanla değiştireceğini keşfetmiştir. Buraya vururken, kendi kendine telkin ya da sözel onayla­malar kullanıldığında, zihniniz buna özellikle alıcı olacaktır. Bu vuruşlar, aynı zamanda beynin sağ ve sol iki yarımküre­sindeki farklılıkları da etkiler. Birçok insanda beynin sol ya­rımküresi daha eleştirel ve şüphecidir ve olumsuz tümceler­le bildirilen ifadeler onun işleviyle daha uyumludur, ve özümsenmeleri daha olasıdır. Bu türden ifadeler kafanın sol kısmına vurulur. Pozitif ifadeler, sağ yarımküre bu olumlu girdilere bir hayli alıcı olduğu için, kafanm sağ kesimine vu­rulur. Ama bu örüntü solak insanlarda tam tersidir. Bu yüz­den, emin olmak için enerji testi yapın. Sol kısma negatif ifa­delerle vurunca güçlü kalıyorsanız bu tamamdır, ama zayıf kalıyorsanız, talimattaki gibi sağ ve solun yerini değiştirin.

İşe, değiştirmek istediğiniz bir alışkanlığı, bir davranışı, bir kendiliğinden duygusal tepkiyi ya da bir sağlık durumu­nu tespit etmekle başlayın. İstediğiniz değişikliği tek bir cümlede ifade edin ve onu sözel bir onaylama olarak, olma­sını istediğiniz şeyin zaten olmuş olduğunu belirten şimdiki zamanı kullanın. Bu henüz gerçekleşmemiş ama gelecekte gerçekleşecek bir durum olabilir. Örneğin, şöyle diyebilirsi­niz: "Baskı altındayken sakin ve soğukkanlıyım." İfadelerini­zi yazmak da yardımcı olabilir.

Bu ifadeyi daha sonra olumsuz hale dönüştürün. "Baskı altındayken sakin ve soğukkanlıyım," ifadesinin olumsuz hali şudur: "Artık baskı altındayken stres olmayacağım." Sözcükler olumsuz olsa da, anlamın hâlâ olumlu olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Diğer bir örnek: "Sağlığımı ve formumu korumak için yemek yiyorum ve bu şeküde beslen­mekten hoşlanıyorum," cümlesinin olumsuz hali, "Endişe ya da baskıdan dolayı yemiyorum," şeklinde ifade edüebilir. "Tırnaklarım sağlıklı ve uzuyor," cümlesinin olumsuz hali ise, "Tırnaklarımı artık yemiyorum," şeklinde ifade edilebilir (süre, yaklaşık 1 dk):

1. Şakalarınızdan başlayarak, başınızın sol tarafına ön­den arkaya doğru sol elinizin üç orta parmağıyla vurun (Fi­gür 48). Vururken, ifadenizin negatif versiyonunu ritmik ola­rak belirtin. Sıkı bir temas hissetmek için biraz sert vurun. Önden arkaya doğru yaklaşık beş dakika vurun. Her vuruş­ta ifadenizi tekrarlayın.

2. Aynı tekniği sağ taraf için, ifadenizin pozitif haliyle uy­gulayın.

3. Bunu her gün birkaç kez uygulayın. Onaylamayla be­raber vurdukça, sinir sisteminiz ve alışkanlık alanınız üzerin­deki etkisi de daha çabuk ve daha güçlü olacaktır

Bu temporal vuruş tekniği, çeşitli etkili öğeleri barındırır: tekrarlama, kendi kendine telkin ve nörolojik yeniden prog­ramlama. Bu yalnız beyni değil her meridyeni de etkiler. Bundan dolayı, niyetinizin mesajı bedeninizin her sistemine taşınır. Bu, irade gücünün kendi başına üstesinden gelemeye­ceği birçok değişikliği meydana getirmek için başvurulabile­cek etkili ve basit bir yoldur.


Temporal Vuruş
Fiziksel ve duygusal zorluklarımız arasındaki benzerlik­ler genelde şaşırtıcıdır. Bazen bir organın davranış tarzı bi­zim davranış tarzımızı yansıtır. Kendimle ilgili bir örnek ve­receğim. Bazen insanlarla aramda net sınırlar oluşturmakta zorluk çekiyorum. Ama benimki gibi bir işle uğraşıyorsanız, bu gayet büyük bir problem olabilir. Birkaç yıl önce, enfeksi­yonlara karşı zayıf bir hale düşmüştüm. Bedenimi enfeksi­yondan korumaktan sorumlu olan timus bezi benim davra­nışlarımı taklit ediyordu. Bunun üzerine, "Timus bezim siste­mime yabancı bir işgalcinin girmesine artık izin vermiyor," ifadesini kullanarak sol şakağıma ve, "Timüs bezim yabancı işgalcileri dışarıda tutmak için güçlü sınırlar örüyor," diyerek sağ şakağıma vurmaya başladım. Enfeksiyon hassasiyetim geçmekle kalmayıp, net sınırlar çizme yeteneğim de gelişti. Temporal vuruşun güzel yanlarından biri de, niyetinizi iki kı­sa cümleye sığdırmanızdır, böylelikle beden, ruh ve zihin arasındaki karmaşık yumağı çözmüş olursunuz.

Temporal vuruş tekniğinin bir başka kullanım şekli de, ilgili noktalara vurmaktan çok onları onaylama ifadeleri ol­maksızın kaydırmaktır. Bu, hem sakinleştirici hem de besleyi­ci olabilir. Parmaklarınızı şakaklarınızın her iki yanma koyun ve derin nefes alarak, parmaklarınızı bu temporal noktalar üzerinde kaydırın. Kendinizi beslemek istediğinizde, derin nefes alıp, başınızın her iki yanındaki temporal noktalara kaydırma masajı yapın. Örneğin, yemek yemek için şiddetli bir arzu hissediyorsanız ya da başka bağımlılıklarınız dep-reştiyse, temporal noktalarınıza kaydırma masajı yapın. Bir­çok insan bu basit prosedürü uygulayarak panik hissinden kurtulmuştur.

Temporal vuruşun hayatınızı kontrol altına almaya en uygun araçlardan biri olduğuna o kadar eminim ki size bu­nun işe yaramadığı noktaları da anlatan birkaç hikayeyle ko­nuyu pekiştirmek isterim. Bu temporal vuruşların başarısız­lığa uğraması genelde, ifadelerin seçilişiyle ilgilidir. Sizin için uygun olan, kendinizi rahatça ifade edebileceğiniz kelimeler seçmelisiniz. Cümleleri size az ya da çok yabancı gelen ifade­lerle doldurmaktansa, isteğinizi en basit, en sade biçimde di­le getirin. Kelimelerin sizin gerçek içsel ihtiyacmıza uygun bir biçimde düzenlenmiş olması, düşündüğünüzle dediğini­zin aynı olması da önemli bir noktadır.

Bu yöntemle 20 kilo vermek isteyen bir bayan, 18 kilo al­mıştır. Başının sol tarafına şu sözleri vurmuştur: "Artık fazla kilolarımı tutmayacağım." Sağ tarafma ise, "Kilom 134'e dü­şüyor," demiştir. Bu sözler makul görünebilir ama bu sözleri vurmak, ters bir etki yaratmıştır. Bu bayana, bu sözleri kulla­nırken duygularmm da bunlar üzerinde yoğunlaşıp yoğun-laşmadığmı, zihninin nereye odaklandığını ve bu esnada hiç­bir imaj alıp almadığını sordum. Vuruş yaparken aklından şu düşünce geçiyordu: "Kahretsin, dev gibi bir cüssem var, her zaman böyle kalıp şişman halam Sophie'ye benzeyeceğim." Bu vuruşu her gün beş kez yapıyordu. Sadece kelimeleri dik­katlice seçip sol tarafa, "Halam Sophie'ninkine benzeyen bir bedenim olmayacak," ve sağ tarafa da, "Zayıf ve esnek bir bedene sahip olabilirim," diyerek fazla kilolarını vermeyi ba­şardı.

Yirmi dört yıl aynı şirkette çalıştıktan sonra, şirket tara­fından yeteneklerini geliştirmesi için bir yıllık bir üniversite programına gönderilen bir adam, birkaç sınavında kariyerini tehlikeye sokacak kadar düşük notlar aldı. Derslerine çok sı­kı çalıyor ama çok zor konsantre oluyordu. Benim öğrenme bozuklukları olan kişilere yardım ettiğimi duymuş ve ben­den bir randevu almıştı. Onda öğrenmeyle ilgili hiçbir prob­lem bulamamıştım ama çeyrek yüzyıl boyunca insanlarla uğ­raşarak edindiği iş deneyimi sonucu oluşan alışkanlık alanı içe dönük yoğun çalışmalara girmesini engelliyordu. Ona ça­lışma yeteneğini etkileyecek alışkanlık alamnı değiştirmek için temporal vuruş tekniğini anlattıktan soma bunu uygula­mak için çok heveslenmişti. Ama bir hafta soma çok hayal kı­rıklığına uğramış bir vaziyette geri geldi. Dediklerimi harfi harfine uygulamış ve bütün vaktini buna ayırmıştı ama çalış­ma alışkanlığında hiçbir değişiklik olmamıştı.

Vuruş yaparken kullandığı cümleyi ve vuruşu izledim. Kelimelerin seçüişi iyiydi ama enerjüeri bunu iyi bir şeküde içine almıyordu. Ona kelimelerin kendisi için doğru ve ger­çekçi olmasının ne kadar önemli olduğunu söyledim. Bana altı yaşındayken Amerika'ya geldiğini ve İngilizce'yi ikinci dü olarak öğrendiğini anlattı. Bir sonraki hafta, temporal vu­ruşu yaptığında cümleleri ifade ederken onun kendi ana di­lini kullandık ve bana daha soma, bunun işe yaradığım ve okuma ve konsantre olma yeteneklerinde bir hayli gelişme olduğunu belirtti.

Bir arkadaşım bir yıldan uzun süre kronik öksürükle sa­vaştıktan sonra sigarayı bırakmaya karar verdi. Ona tempo­ral vuruş tekniğini öğrettim. Bu vuruşu yaparken sol tarafa, "Artık sigara içmiyorum," ve sağ tarafa, "Sigaradan bağım­sız olmayı seviyorum," diyerek vuruş yaptı ve deli gibi siga­ra içmeye başladı ve sonunda kendini çok kötü hissetti. Bu vuruşta içme alışkanlığım daha güçlü hale getiren bir şey vardı ve bu onu çok endişelendiriyordu. Ama bu vuruş tek­niğinin, zaman zaman arzu edilenin tersini yaratsa da, inkar edilemez bir etkisi vardır ve arkadaşım da bundan yaralan­mak için problemin altında yatan nedenleri araştırmaya baş­ladı ve endişesinin problemin temelini oluşturduğunun far­kına vardı. "Artık sigara içmiyorum" cümlesi endişesini te-tikliyordu çünkü sigara içmek onu rahatlatan en büyük şey­di. Sezgisini kullanarak yeni kelimeler buldu. Sol tarafa, "En­dişelenmek artık beni sigara içmeye itmiyor" ve sağ tarafa, "Sadece zevkim için sigara içerim," diyerek vuruş yaptı. En­dişe büyük oranda azalmış ve her gün bir paket sigara içer­ken bu haftada üç sigaraya kadar düşmüştü. Bu uygulamayı birkaç hafta sürdürdü. Öksürüğü giderek geçti. Ve sonunda sigarayı tamamen bıraktı.

Bu prosedürler, enerji testiyle birlikte bu formülü basit bir şekilde uygulamaktan daha büyük bir incelik gerektirir. Temporal vuruşları aşağıda özet olarak belirtilen konuları aklınızda tutarak yaparsanız, bu teknik daha etkili olacaktır: (1) Başınızın sol tarafına vurulan ifadeler negafcr, sağ tarafına vurulan ifadeler pozitif kelimeler içermelidir. (2) Bu ifadeler, konuşma ve düşünüş tarzınızla uyumlu olmalıdır. (3) Bunla­rı uygularken dikkatinizi bu kelimeler ve anlamları üzerine toplamalısınız. (4) İfadeler, sizin temel ihtiyacınızla çatışan bir şeyi yapmanızı sağlamazlar.

Bu vuruş tekniğinin birçok problemi çözmede etkili ol­duğunu gördüm. İnsanlara aşırı sigara içme, yeme, içme ve kaşınma problemlerini yenmede yardım etmiştir. Özgüven­lerini ve iyimser bakış açılarını geri kazanmalarında da etki­li olmuştur. Bağışıklık sistemlerini ciddi hastalıklarla savaşır­ken uyarmaya, kilo vermeye çalışırken metabolizmalarmı hızlandırmaya ve yeni bir beceri kazanmaya çalışırken koor­dinasyonlarını geliştirmeye yardımcı olmuştur. Tümörü kü­çültmede, egzamayı ortadan kaldırmada ve tansiyonu dü­şürmede önemli bir faktördür.

Değiştirmek istediğiniz bir davranış, bir duygu ya da fiz­yolojik bir durum seçin. Negatif biçimde yapılanmış cümle­nizi sol kulağınızın etrafına, pozitif biçimde yapılanmış cüm­lenizi sağ kulağınızın çevresine vurun. İfadenizin enerjileri­nizle uyum içinde olup olmadığını anlamak için arkadaşınız­dan size enerji testi yapmasını isteyebilirsiniz. Bunu, en az bir hafta boyunca günde dört ya da beş kez uygulayın. Yerle­şik alışkanlıklarınızdan kurtulmak için bu uygulamayı daha uzun süre yapmanız gerekir. Eğer şüpheciyseniz, elde ettiği­niz sonuçlara göre kendinizi yargılayın.


Bu bölümü noktalarken sağlık, neşe ve mutluluk hakkın­da üç fikir öne sürmek istiyorum:

• Meşgul dünyanızdan çıkın ve dikkatinizi düzenli ola­rak bedeninize odaklayın. Ona, sürekli bir şeylerle mücadele ettiği için mesafeli durmaym, onu şefkatle kucaklayın. Bede­nimiz her gün birçok alanda savaşır. Aşırı yorulduğunda ya da hasta olduğunda, ona düşmanca davranmayın.

• Kendinizi bedeninizin kendi sağlığı ve ihtiyaçları için temin ettiği süptil enerjilere uyumlandırın. Bunun için, merak ve ilgi, sezgileriniz, enerji testi, ve bedeninizin enerjilerini okumak temel anahtarlardır.

• Etkileşim ve iletişim kurmak, ve hastalık ve sağlıkla ilgili gizemleri açığa çıkarmak için; meridyenleri izleyerek, şakraları temizleyerek ve belirli noktaları tutarak, bedenini­zin enerjilerini açın ve besleyin.

 Nöro-vasküller noktaları
Donna Eden