Gökten Gelen Işıktan, Yeryüzündeki ve Yeraltındaki Işıklara Selam Olsun..

24 Mayıs 2016 Salı

Frekansını Yükselt Şifalan



Frekansını Yükselt Şifalan.

Bir dalganın belli bir zaman birimi (genellikle saniye) içerisinde tekrarlanma sıklığına, yani bir saniye içindeki döngü sayısına “frekans” denir. “Hertz” birimiyle ölçülür. Herşey titreşmektedir. Bu nedenle herşeyin frekansı vardır. İnsan bedenindeki her hücrenin kendine göre bir doğal frekansı vardır. Aynı şekilde, her hastalığın, her bakterinin , her virüsün de doğal frekansı vardır. Her hücreyi kendi doğal frekansına döndürmek, bedeni sağlığa kavuşturur. Bedenin frekansıyla çatışan, onu bloke eden dalga boyları ise hastalığa hatta ölüme neden olabilir. Yalnız maddî/fiziksel şeylerin değil, duyguların, düşüncelerin, isteklerin, ilişkilerin, filmlerin, kitapların, dokümanların, toplumsal konuların ve bireysel bilincimizin de frekansı vardır.
Amerikalı Bilim Adamı Dr. David Hawkins , ( 1927-2012) frekanslar , frekansların bilinç düzeylerinde etkisi , ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya Hawkins bilinç haritası denen Tabloyu çıkarmıştır. Yaptığı deneylerde , yüksek frekanslı duygu ve düşüncelerin ; düşük frekanslı olanlardan daha güçlü ve etkili olduğunu . En yüksek frekansa ulaşmış bir bilincin düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengelediğini klinik olarak kanıtlamış ve Power vs Force – An Anatomy ofConsciousness ( Güç Kuvvete Karşı – Bilincin Anatomisi ) Kitabında detaylı olarak anlatmış.
Bilinç Haritası

Yapılan araştırmalardan kritik seviyenin 200-cesaret olduğu, ölçümü 200 un altında çıkan duyguların düşüncelerin, durumların kişiyi ve çevresini zayıflattığı , yorduğunu, aşağıya çektiğini ortaya çıkartmış.
Bir başka ilginç bulguysa , yüksek bilinç frekanslarının şaşırtıcı sayıda düşük frekansı dengelediği yönünde . Bireylerden herhangi birinin bilinç frekansı yükseldiğinde , çok sayıda düşük frekanslı bilinci etkileyip dengeleme imkanı olması .
Tablo şöyle :
300 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 90.000 kişiyi,
400 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 400.000 kişiyi,
500 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 750.000kişiyi,
600 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 10 milyon kişiyi,
700 seviyesindeki bir kişi ise 200’ün altındaki 70 milyon kişiyi dengelediği görülmüş.

Pozitif ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji,750.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji,10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydığı enerji,70 milyon insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Peygamber,budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlıgın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir…

Yapılan araştırmalar ve sonuç teyitleri yıllar sürmüş ve yüzbinlerce denek üzerinde çalışılmış.
Hawkins, insanlığın %85’inin 200’ün altında titreştiğini, son dönemde insanlığın ortalama farkındalık seviyesinin 204’e ulaştığını, yani negatif-pozitif sınırını aştığını, ancak insanın anlamlı bir şekilde tatmininin 250’nin altında gerçekleşemediğini yazmaktadır. Bireyler gibi, toplumların ve kültürlerin, ülkelerin, coğrafyaların da titreşim seviyeleri vardır. Bu titreşimler , o alanda yaşayan insanlar, bitkiler , toprak, hava, eşyalar,binalar vs tarafından oluşturulmaktadır. 200’ün altındaki enerji alanları, açlık, kıtlık ve hastalıkların çok yaşandığı, cahillik ve işsizliğin çok olduğu, ilkel şartlara sahip ortamlardır.

Tatmin edici bir yaşam 250 lerde başlamaktadır. 300’lerde teknolojik ve ekonomik olarak çok gelişmiş bir toplum mümkün olmakta, 400’lerde ise yüksek bir eğitim, bilgi, kültür ve sanat seviyesi yaşanacaktır.

500, başka bir büyük sıçramanın gerçekleştiği bir eşiktir. 500’lerin sonlarında toplum artık spiritüel bir toplum haline gelmektedir. 600, bütün topluma şefkat ve sevginin hâkim olduğu, bütün eylemleri sevginin yönlendirdiği bir seviyedir.
Şimdi tablonun 200 ün altında kalan ve 200 ün üstünde kalan kısımlarına tekrar göz atalım . Sonra dönüp içimize, düşüncelerimize, sözlerimize, dualarımıza bakalım . Biz acaba bu tablonun neresindeyiz. Yaşadığımız yeri, mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı iyileştirmek için bizim üzerimize düşen nedir ?

Kaynak : Power vs Force

Dr. David Hawkins

7 Nisan 2016 Perşembe

Kozmik Enerji Hakkında




Kozmik Enerji Şifası nasıl çalışır

Kozmik Enerji, “kanal” olarak adlandırılan kozmik bilgileri kullanarak kişinin fiziksel, duygusal ve spiritüel gelişiminin şifalanmasına dayanan eşsiz bir yöntemdir. Kanallar (frekanslar) tarih boyunca şifacılar tarafından geniş ölçüde kullanılmış, günümüz araştırmaları sayesinde ise bu bilgiyi edinmek isteyen herkes bu kadim bilgiye ulaşabilir hale gelmiştir.
Kozmik enerji yönteminin tarihini araştırdığımızda 1918’de Ekim Devrimi sonrasında Sovyetler Birliği’nin St.Petersburg kentinde açılan enstitüde Alexander Barchenko başkanlığında kadim bilgilerin araştırılması için kurulan bir laboratuvara ulaşırız. Barchenko Tibet, Hindistan, Afganistan ve dünyanın çeşitli köşelerine keşif gezileri düzenledi ve 1938’de bu enstitü kapatılana kadar 20 yıl boyunca en etkin spiritüel uygulamaları araştırdı. Araştırmalarda elde edilen tüm bilgilere el konuldu ve sonraki çalışmalar KGB’nin gizli laboratuvarlarında sürdürüldü. Bu çalışmalarda elde edilen bilgiler modern kozmik enerji yönteminin temelini oluşturdu. 1991’de SSCB’nin çöküşünün ardından KGB de ortadan kalktı. Kozmik Enerji ile ilgili bilgiler de eskiden SSCB’nin bir parçası olan Özbekistan’da yaşayan KGB yetkilileri tarafından dışarı sızdırıldı. Vladimir Petrov Kozmik Enerji yöntemini öğrenen ve öğreten ilk sivil vatandaş oldu.
Petrov’un araştırmalarına göre ilk kanallar bundan 400 yıl önce Hintli yogiler tarafından bir toplu meditasyon sırasında keşfedilmiştir. Diğer kanallar da zaman içinde benzer yolla ortaya çıkarılmıştır. Daha sonra 2001’de, Petrov’un Kozmik enerji kanallarını sekiz yıl boyunca uygulamasının ardından, Petrov’un öğrencilerinden Dr.Emil Bagirov modern bilim açısından açıklanamayan birçok faktöre rağmen kozmik enerji kanallarının insan bedeni üzerindeki onarıcı ve güçlendirici etkilerini ispatlamak üzere bilimsel araştırmalara başladı. 2009 yılının Mart ayında Dr.Bagirov Uluslararası Klasik Kozmik Enerji Federasyonu’nu kurdu ve daha sonra bu federasyon 2009’un Aralık ayından Dünya Sağlık Örgütü tarafından tanındı. Laboratuvar ortamında yapılan araştırmalar ile klinik çalışmalar sonrasında Dr.Bagirov birçok bilimsel makale kaleme almanın yanı sıra kozmik enerji kanallarının kullanımına dair sekiz adet de patent aldı. Kozmik Enerji Metodu Rus Geleneksel Tıp Merkezi ve Rusya Profesyonel Şifacılar Birliği tarafından tanındı. Bu metodun etkileri yapılan çalışmalar ve hastaların sayısız geribildirimleri vasıtasıyla teyit edildi.
Kanallar ve insanlar arasındaki etkileşim prensibini anlamak için önce şu üç bileşenden söz edelim: fiziksel bileşen, enerji bileşeni ve bilgi bileşeni. Bunu anlamak için bir bilgisayarı ele alalım. Her bilgisayar işlemci ve araçları gibi fiziksel bir ekipmana sahiptir. Bilgisayarın çalışmasını sağlayan elektrik ise bilgisayarın enerji bileşenidir. Bütün bilgisayar süreçlerinin yönetimi fiziksel olarak var olmayan program paketleri ile yürütülür. Bir bilgisayar programının kütlesi yoktur; program herhangi bir aygıta yazıldığında veya aygıttan silindiğinde bu aygıtın kütlesinde bir değişiklik olmaz. Program paketleri de bilgisayarın bilgi bileşenleridir. Her bir bilgisayar programı bir tür bilgidir çünkü deyim yerindeyse bir program belli bir sürecin nasıl çalışacağını bilir. Evren de aynı bileşenlerden meydana gelmiştir. İlk olarak fiziksel bileşen yıldızlar, gezegenler ve nebulalardan oluşur. İkinci olarak, enerji bileşeni ışık, elektromanyetik enerji ve enerji alanlarıdır. Üçüncü olarak da bilgi bileşeni görülmez, soyut ve doğal bilgi bileşenidir ve bu bileşen evrendeki süreçlerin tamamını yönetir. NASA tarafından yapılan son araştırmalar evrenin %74’ünün karanlık enerjiden, %22’si karanlık maddeden, %3.6’sı galaksiler arası gazlardan ve yalnızca %0.4’ü yıldızlar, gezegenler ve diğer gök cisimlerinden oluştuğunu ileri sürer. Dolayısıyla evrenin %96’lık bir bölümü hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz bir bölüm. Dr.Bagirov’a göre, evrenin bu keşfedilmemiş kısmı kadim uygarlıklar tarafından “spiritüel dünya” olarak bilinmekteydi. Veda’larda evrenin 33milyon tanrı tarafından yönetildiği anlatılır ki bunlar bilim tarafından henüz keşfedilmemiş zeki güçlerdir. Evrenin bu bilinmeyen yanını her yerde mevcut olan ve çeşitli evrensel süreçleri yönetmekte olan program paketleri içeren internet ile karşılaştırabiliriz.
Son olarak, insanlar da üç bileşenden oluşur. Fiziksel bir bedenimiz vardır, enerji düzeyinde ise biyokimyasal enerjimiz yani auramız, eterik, astral ve mental bedenlerimiz, bilgi bileşeni olarak ise çakra adı verilen yalnızca düşünme sürecimizi değil tüm sinir sistemini de etkileyen hayati program paketlerimiz vardır. Çakralar, omurganın çeşitli bölgeleri ile baş bölgesi ile ilintili bilgi merkezleridir. Bu merkezler evrenin bilgi bileşeni ile sürekli bir etkileşim içindedir. Çakralar aynı zamanda kozmik enerji kanalları dediğimiz kanallarla da temasa geçebilir. Kozmik enerji kanalları soyut tabiata ait nesnelerdir ve uygulayıcı ile danışan arasındaki mesafeden bağımsız olarak insan bedeni üzerinde iyileştirici etkilere sahiplerdir. Bir şifa seansı sırasında kanallar ile insanlar arasındaki etkileşim kanallara inisiye olan uygulayıcılar rehberliğinde çalışır. Tıpkı internete girip bir sitenin adını yazarak o siteye girdiğimiz gibi Kozmik enerji terapisti de belirli kodlar vasıtasıyla kanallara bağlanır.

3 Mart 2016 Perşembe

Aynalık Nedir

AYNALIK NEDİR ?


Hikaye şu konuya değiniyor..hani bazen birileri ile yaşadığımız deneyimler olunca şöyle bir yorum alırız ya '' O sana aynalık yapıyor kızma..kırılma ....söylenme dön kendine bak ''
İşte bu yazı AYNALIK konusunu çok güzel deşifre etmiş 

Günün birinde bir derviş, hocasına “Hocam ‘ayna olmak’ diye bahsettiğiniz konuyu tam olarak idrak edebildiğimi düşünmüyorum. Bu konuda bana yardımcı olur musunuz?” der.
Hocası dervişi dinler ve ertesi sabah onunla göl kenarında buluşmasını ister. Derviş gün ağarmadan yola çıkar. Bu kadar erken bir saatte hocasının ne anlatacağını merak etmektedir.
Gölün kenarında konuşurlar:
- Evlat, senin iki gözbebeğinden birinde bir leke var. Hangisi olduğunu biliyor musun?
- Hocam çok ufak yaştan beri yanınızdayım. Tekkemizde benim bildiğim hiçbir yerde ayna yok. Uzun zamandır kendi gözbebeklerime bakma şansım olmadı.
- Önce gözlerini kapat ve hangi gözbebeğinde leke olduğunu bana söyle. Ama sakın yanlış söyleme. Eğer bilemiyorsan bilmiyorum de.

GÖRMEK İSTEMEYENDEN DAHA KÖR KİMSE YOK

Hoca cebinden çıkardığı bir ayna parçasını dervişin suratına tutar. Derviş gözleri kapalı halde hissetmeye çalışır ama nafile...
- Bilemiyorum.

- Birinci ders:
Bu dünyada görmek istemeyenden daha kör kimse yoktur. Eğer biri görmek istemiyorsa, gözlerini hakikate sıkıca kapatmışsa ona ayna tutman imkânsızdır.
Hoca yavaşça dervişin başını eğer ve bir çamur birikintisine bakmasını ister. Derviş ne kadar dikkatli baksa da gözbebeklerini göremez.

-İkinci ders:
Kendini temizlememiş kimse sana berrak bir ayna olamayacaktır. Etrafında seçtiğin insanların samimi birer gönül yolcusu olduklarından emin ol.
Derviş, hocasının dediklerini dikkatle dinlemektedir. Hoca gölden bir kap temiz su alır ve dervişin önüne koyar. Derviş tam eğilip gözbebeklerine bakacakken hoca hırkasını çıkarıp dervişin başını örter. Derviş:
- Hocam bütün güneşi kapattınız. Karanlıkta hiçbir şey göremiyorum.

- Üçüncü ders:
Zihnin karanlığı kalbin aydınlığına gölge düşürdüğünde ayna işlevini yitirir. Birine ayna tutmak istiyorsan kalbini sevgiye açtığından emin olmalısın.
Hoca hırkayı kaldırdığında derviş kendi gözlerini görebilmeye başlar. Bir süre baksa da gözbebeklerinden birindeki lekeyi göremez.
- Hocam, ben hâlâ lekeyi göremiyorum.
- Sevgili evlat, aslında gözbebeklerinden birinde leke yok. İnsan zihinle baktığında kusur, gönülle baktığında aşk görür. Kendimizle ilgili takıldığımız kusurların çoğu sahte aynaların bize gösterdiği yanılsamalardır. Bir ustanın çırağa karşı en büyük görevi çırağın kalbinde yatan bir usta olduğunu ona anımsatmaktır. Her insanın kalbinde hakikat gizlenmiştir. Bizim görevimiz o hakikate ayna olmaktan başka bir şey değildir.
Anonim.